bugün ve yarın
• 7/7/2007 - müşfik kenter
Hep bir yerlere, bir seylere yetisme telasindasiniz degil mi? Hiç vaktiniz yok, "Fast live", "Fast food", "Fast music", "Fast love"... Dikte ettirilen "yükselen degerler", "in" ler, "out" lar... Buna benzer bir odada, sansliysaniz gökyüzünü görebilen bir pencere ardinda bitecek hepsi .. Dostlugu klavyelerinde, yasami monitörlerinde arayanlar, Size sesleniyorum! Hangi tus daha etkilidir ki sicacik bir gülüsten ya da hangi program verebilir bir agaç gölgesinde uyumanin keyfini? Copy-paste yapabilir misiniz dalgalarin sahille bulusmasini?... İçinizi isitan gün isigini gönderebilir misiniz maille arkadaslariniza? Sevgiyi tuslarla mi yazarsiniz? Öpüsmek için hangi tuslara basmak gerekir?... Ya da Geri dönüsüm kutusunda saklanabilir mi kaybolan zaman? Dogayi bilgisayarlarina döseyenler, neden görmezsiniz bahçedeki akasyanin tomurcuklandigini. Ve islak toprak kokusu var midir dosyalariniz arasinda ?... Koklamak, duymak, dokunmak, yok mu yasam skalanizda?.. Bilgi toplumu oldunuz da, duygu toplumu olmaniza megabaytlariniz mi yetmiyor? müşfik kenter
<******>******>
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/7/2007 - köprüler
Zordur köprüleri yakmak... Sıradan sabahların mahmurluğuna alışmışlar için, bir şafak vakti aniden geçmişinden ve bugününden vazgeçmek ve içinde her nasılsa saklanmayı başarmış bir yarın heyecanının kanadına tutunarak havalanmak cesaret ister. Kurulu düzen öylesine rahat, öylesine huzur doludur ki, ruhuna gömülü çocuğu, yıllarca kınında beklemiş keskin bir kılıç gibi uyandırıp dörtnala ileri atılmak, yaman bir karara dönüşür.
Zordur insanın onca zaman, bunca emekle kurduğu ne varsa hiçe sayıp, mağlup ama mağrur bir komutan edasıyla yeni seferlere niyetlenmesi... Bugüne yenik düşenler, yarını sadece hoş bir hayal olarak düşleyip, dünde yaşarlar. Bedel ödemeyi göze alanlar ise, yelkenleri atlastan gemilerle, arkalarında külden köprüler bırakarak meçhul bir istikbale doğru dümen kırarlar...
Yakılan sırat köprüsüdür. Geçer ve orada kalırsınız: cennetse cennet, cehennemse cehennem... dönüşü yoktur...
Lakin zordur köprüleri yakmak...
Meçhul bir istikbal uğruna bugününden vazgeçmek korkutur insanları... Mazinin hatıraları taze, dostluklar sıcak, kurulu düzen güvenlidir.
Köprüleri yakmak cesaret ister... ama siz kararsızlanırken köprünün karşısından ışıl ışıl yeni bir hayat umudu inatla gülümser insana... Bir elde bugünün yerleşikliğine tutunurken, öbürüyle yarın macerasına uzanmaya çalışır, arada çırpınır durursunuz.
Belki orayı bilmemek, bilmekten iyidir. Bilip de gidememek en beteridir çünkü...
can dündar
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 21/6/2007 - murathan mungandan
Ya biz binde bir karşımıza çıkan dostluk, arkadaşlık, sevgililik fırsatlarını ne yapıyoruz? Aksam üstünün bir saatinde yorgun gövdemizi yaslayıp mırıl mırıl konuşabileceğimiz, omuzumuza dolanan bir kolun, başımızı yaslayabileceğimiz bir omuzun, belimizi kavrayan bir elin, uzun yollara dayanıklı aşkların sahibi karşımıza çıktığında tanıyabiliyor muyuz onu, değerini biliyor, biricikliğini, benzersizliğini anlayabiliyor muyuz?
Yoksa hayati sonsuz,fırsatları sayısız sanıp kendimizi hep ileride bir gün karşılaşacağımızı sandığımız bir başkasına, bir yenisine ertelerken hayat yanımızdan geçip gidiyor mu?
<******>******>
Karşımıza zamansız çıkmış insanları yolumuzun dışına sürerken bir gün geri dönüp onu deliler gibi arayacağımızı hiç hesaba katıyor muyuz? Hayat her zaman cömert davranmaz bize, tersine çoğu kez zalimdir, her zaman ayni fırsatları sunmaz, toyluk zamanlarını ödetir. Hoyratça kullandığımız arkadaşlıkların, eskitilmeden yıprattığımız dostlukların,savurganca harcadığımız aşkların hazin hatırasıyla yapayalnız kalırız bir gün. Bir akşamüstü yanımızda kimse olmaz, ya da olanlar olması gerekenler değildir. Yıldızların bizim için parladığını göremeyen gözlerimiz, gün gelir hayatımızdan kayan Yıldızların gömüldüğü maziye kilitlenir.
Kedilerin özel bir anini yakalamak gibidir kendi hayatımızdaki olağanüstü anları ve olağanüstü kişileri yakalamak. Bazılarının gelecekte sandıkları "bir gün" geçmişte kalmıştır oysa; hani su karşıdan karşıya geçerken, trafik ışıklarında rastladığımız, omuzunuzun üzerinden söyle bir baktığınız sonra da boşverip "Nasıl olsa ileride bir gün tekrar karşıma çıkar." dediğinizdir. Oysa tam da o gün bu zalim şehri terketmiştir o, boş yere bu sokaklarda aranırsınız...
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/6/2007 - ŞİİR Mİ İMGEMİ?
şiir ve imge konusu pek sık tartışılan bir konudur.Şiirin gelişim tarihine bakıldıgında ;şiir didaktik anlatımdan kurtulmuş ancak anlamsız veya kapalı bir konuma dönüşmüştür.Eleştirmen ve okuyucular ''sosyalizmgeregi' anarşizm geregi''potmodernizm geregi''yeraltı edebiyatı geregişiir yazılabilecegini savunurlar.şirde img bu yaklaşımlar ekseninde belirlenmeye calışılaktadır.Bütünbunların sonucunda çagdaş şiir bir taklide,bir zanaata dönüşmüştür.
Şiirde imge bicim özelligidir.şiirde her kelimenin bir görevi bir işlevi vardır.şair anlatısını imge ve kelimelerle işlemeye çalışır.Bazı şairlerin şiir yazma süreçlerinde önce imge bir esinle gelir, ardındanbuimgeye uygun bir konu ve anlatım.Nihayetinde belirleyici olan konudur.Kelimeler,imgeler,egretilmeler,metaforlar ve sözcük oyunları şiirin hamalıgını üstlenirler.Şşiirbütünsellik taşımalıdır.giriş,gelişme ve sonuç olarak betimlenmelidir.illa kısa yollu öykü gibi olsun demiyorum.demek istedigim dizeler ve mısralar birbirine sıkı baglanmalıdır.bir mısara cıkarldıgında o şiir çökmelidir.
Gelelim şiirin diline.Hiç bir şair yokturki;dile meraklı oldugu için şiir yazsın,dili oyun olarak gördügü için şiir yazsın.Modernizmin büyük şahsiyetleriT.SElliot,Ezra pound,James joyce,samuel beckett eserlerine bakıldıgında dili sorun olarak gördükleri görülür.Dille ugraşmaktan çekinmeler.oysa bunun nedeni1.Dünya savaşının sonuçunda ortaya çıkan trajededir.Bu savaşın sonucunda Avrupa aydını modernizimden beklentisini yitirmişti.Sanatcının kişisel ve içsel sorunlarıda dili zorlayabilir.Dolasıylabu sürecin sanata aktarılması var olan kalıplar ve dil ile olanaksızlaşlaşmıştı.bu sanatcılar icindil kendilerini ifade etmenin bir aracıydı.dilli bir oyun olrak görmemişlerdi.
Türk şiirinde de dille oynamak sanırım bir gelenek oluşturdu.Divan şiirinden günümüze kadar bu oyun devam ediyor.kendilerinin muhalif ve hakim sanat anlayışlarına karşı olduklarını idda edenlerin bile bu oyundan nasibini aldıkları görülür.ben B.ehçet Necetigil,ece ayhanın kendi dillerini yaratmış büyük şairler olarak görürüm.bu iki şair dille oynamalar yapmışlar ve taklit edilemeyen bir dili miras bırakmışlardır.
anlatmaya calıştıgım şey şiir zanlaşılır olmalıdır.imge ve söz oyunları anlatımı kolaylaştırmak icin kullanılmalıdır.imgEsiz şiir cansız bir beden gibidir.Yanlız imgeye baglı şiir de söz oyunundan başka bir şey degildir
sınırda/debiyat yaşam dergisi/MEHMET AKAY |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 10/12/2006 - yok
Oysa yok biten bir şey aramızda, yok da Hep aynı kalmıyor ki yakın duygular Edip Cansever
|
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|