bugün ve yarın
• 28/4/2008 -
"Sen hür adam; seveceksin denizi her zaman...” demişti Baudelaire. “Ben sizinle sarmaş dolaş olmuşum dalgalar...” demişti Rimboud. “Ben deniz değil miyim?” diye sormuştu Seferis Sahnede şiirinde... Yurdundan uzak bir Nazım Şiiri vardı ki; öleceksem denizde ölmek isterim, derdi hasretle, hüzünle... Dert yanardı bakmadan yazıyorsam eğer, titrer Ritrosrt , “Denize kalemimin ucu...” diyerek...
kim inkar edebilir, hepimizin bir balıkçı; hepimizin dalga, fırtına, denizyıldızı olduğunu... Hangimiz sonsuz denizlere baktığımızda denizin kucağında olmayı düşlemedik? Yaralarımıza, “ölü bir albatros olmak” istediğimizi yazmadık mı? Sevgililerimiz, bir görünüp bir kaybolan ve belki de imkansızlığını içinde taşıyan denizkızları değil miydi? Güneş bile, gömülmek için, okyanusları seçmemiş miydi? Ve ben... “Deniz Saçlı Çocuk” olarak anılmadımı yıllarca? Ve yine Baudelaire’in dedigi gibi deniz aynamızdı bizim
Burada, adada, ne çok deniz Her an kendinde doğuyor. Diyor ki, evet, diyor ki hayır, hayır Evet diyor maviler içinde, Köpükler içinde, hızlı hızlı Diyor ki hayır hayır Sakin duramıyor hiçbir zaman Sürekli çarparak bir kayaya, ama başaramayarak onu inandırmaya Benim adım deniz diyor Böylece yedi yeşil diliyle, yedi denizden ona doğru koşuyor Onu öpücüklere boğuyor, ıslatıyor Adını yineleyerek göğsünü dövüyor.
Pablo Neruda
|
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 19/3/2008 - N.HİKMET RAN
BİR AŞK İCİN
Yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun. Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır. Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır. Hani ağzınla kuş tutsan "Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?" diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin... İki ucu keskin bıçaktır bu işin. Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman. Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur. İyi halin cezanda indirim sağlamaz. Sen, "Ama senin için şunu yaptım" derken o, "şunu yapmadın" diye cevap verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka bir iddiayla karşılaşacaksındır. Üzülme, sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın. Özledin, içtin, ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın. "Peki, o ne yaptı" deme. Herkes kendinden sorumludur aşkta. Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller koyuyorsa bu onun sorunu. Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak İçin uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için? Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü sonuna kadar yaşasın. Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. "Acılara tutunarak" yaşamayı öğreneli çok oldu. Hem ne olmuş yani, yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil. Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki.... Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor. Kitap okurken de mutlu oluyorsun Unuttun mu? Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da keyif verecek sana. Yine içeceksin rakını balığın yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası....Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun as olan yürektir. Yürek sesi ne bilmeyenler, ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma; yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte. Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu. Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini...
|
|
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/3/2008 - cicek
Taş. Havada taş, gözümle izlediğim. Gözün, taş gibi kör.
Biz el idik, boşalttık karanlığı ve yakaladık yazla gelen sözü: Çiçek.
Çiçek - bir sözcük körlerin sözlüğünde. Senin gözünle gözüm: giderir susuzluğu.
Büyümek. Yürekte yaprak gibi kat kat.
Bir söz daha, bunun gibi, ve çekiçler savruluyor havada.
PAUL CELAN
|
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/3/2008 - eger
Eğer hayatımı yeni baştan yaşayabilseydim, Gelecek sefer daha çok hatalar işlemeye çalışırdım. Bu kadar kusursuz olmamaya çalışırdım, Daha fazla gevşeyip dinlenirdim. Daha çok budalalık yapardım yapmış olduğumdan, Hem de, pek az birşeyleri ciddiye alırdım. Daha az hijyenik olurdum. Daha fazla risklere atılırdım, daha çok tatiller alırdım, daha çok gün batışlarını düşünüp taşınırdım, daha fazla dağlara tırmanırdım, daha çok nehirlerde yüzerdim. Daha çok yerlere giderdim hiç gitmediğim, Daha fazla dondurma yerdim ve daha az fasulyeler, Daha fazla gerçek sorunlarım olurdu ve daha az hayal edilenler.
Ben o insanlardan biriydim akla uygun yaşayan ve doğurganca her dakikasında hayatının; Mutlu olduğum anlar olmuştur kesinlikle. Geri gidebilseydim eğer, uğraşırdım yalnızca iyi anlarım olması için.
Çünkü bilmediyseniz eğer bunu, hayatın yapıldığını: anlardan yalnız; Bu anı kaybetmeyiniz.
Ben o insanlardan biriydim hiçbiryere gitmemiş olan bir termometresiz, bir sıcak-su şisesiz, bir şemsiyesiz, ve bir paraşütsüz; Yaşayabilseydim yine eğer, daha hafif yolculuk ederdim.
Eğer yaşayabilseydim yine, Çıplak ayakla yürümeye başlardım başında ilkbaharın Ve devam ederdim çıplak ayak sonbahar bitinceye kadar. Daha çok at arabasıyla gezerdim, daha çok düşünüp taşınırdım gün doğuşlarını, ve daha fazla çocuklarla oynardım. Eğer başka bir hayat olsaydı önümde benim.
Fakat zaten bakın, ben 85 indeyim, ve bilirim ki ölüyorum.
JORGE LOUİS BORGES | |
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
• 6/3/2008 - belki yine gelirim
|
BELKİ YİNE GELİRİM Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağnak patlasa Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.
Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü
Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi Tükürsek cinayet sayılıyor artık Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların
Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum Okuduğum bütün kitaplar paramparça Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler Bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma
Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
İçimde zaptedilmez bir kırma isteği Dizginlerini koparan bir at sanki bu Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim
Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük
Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün...
Ahmet TELLİ
| |
Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|